• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası

RANDEVU TAKVİMİ
İLETİŞİM BİLGİLERİ
Adres:
Kenedy Caddesi Örnek Apt. No:35/7 Tunalı Hilmi / ANKARA

Telefon:
0(312) 417 38 38

Faks:
0(312) 417 70 75

Email:
info@adnancansever.com
GELEN E-POSTALAR
SİTE HARİTASI

BİPOLAR BOZUKLUK

ÖZET: Hafif formları da dikkate alındığında, toplumun % 1-5’ini etkileyen kronik bir ruhsal bozukluktur. Önemli derecede işlevsellik kaybına neden olmasına karşın, uygun tedaviyle yüz güldürücü sonuçlar alma olasılığı yüksektir. Bu yazıda bipolar bozukluğun doğru tanınması ve uygun tedavi edilmesi için yararlı olacağını umduğum pratik bilgiler yer almaktadır.

 

Bipolar bozukluk nedir?

Manik depresif bozukluk olarak da bilinen bipolar bozukluğun depresyon ve mani olarak iki farklı klinik görünümü vardır.

Depresyon dönemlerinde isteksizlik, mutsuzluk, zevk almama, benlik saygısında azalma, odaklanma güçlüğü gibi belirtiler vardır.

Mani döneminde ise genellikle düşüncede hızlanma, aşırı bir neşe hali, çok konuşma, çok para harcama, aşırı hareketlilik, enerji fazlalığı, davranışlarda kontrolsüzlük, kendine güven duygusunda artış gibi belirtiler dikkat çeker.

 

Bipolar Bozukluk Tanısı Nasıl Konur?

Duygudurumda iniş çıkışlara normalde de sık rastlanır. Ancak, dalgalanmaların işlevselliği bozacak şiddette olması bipolar bozukluğu düşündürür. Bu tür dalgalanmalara neden olan başka ruhsal ya da tıbbi bozukluklar da bulunmaktadır. Bu nedenle doğru tanı ancak kapsamlı bir psikiyatrik değerlendirme sonrasında konabilir.

Tanımına bakınca, kolay teşhis edilebilen bir rahatsızlıkmış gibi görünse de, klinik pratikte bipolar bozukluk çok zor teşhis edilen bir bozukluktur. Genellikle teşhis edilemez ya da yanlış teşhis edilir. Bunun başta gelen nedenleri şöyle sıralanabilir.

  1. Belirtilerin olumlu sonuçları: Mani döneminde kişi mutlu, öz güvenli, üretken, çalışkan görünebilir. Belirtilerin şiddetli olmadığı bazı olgularda bu durum inandırıcı ve işlevsel olabilir. Şu iki durumu örnek verebiliriz. Bir hasta çok para harcıyor, gerekli gereksiz alışveriş yapıyordu. Hasta bu durumu online alışveriş sistemindeki bir açığı çözmesinden elde ettiği kazançla açıklıyordu. Aile, en azından başlangıçta bu duruma inanmıştı. Başka bir hasta her gün bir kitap okuduğundan, birçok önemli yazarla tanışıklığı olduğundan söz ediyordu.
  2. Belirtilerin normal kabul edilmesi: Bipolar bozukluk başlangıçta hafif ataklarla seyreder. Yıllar geçtikçe depresyon ve mani dönemleri şiddetlenerek belirgin olmaya başlar ve dikkat çeker. Başlangıçta belirtiler normal mizaç özellikleri olarak görülebilir. 65 yaşındaki yurt dışında yaşayan bir hasta, çok para harcıyor diye tedaviye getirilmişti. Gençlik yıllarından beri kış aylarında hep yatarak vakit geçirdiği, yazları ise aşırı çalıştığı ifade ediliyordu. Yıllardan beri böyle devam eden bu durumu aile, kışın gurbette olduğu için mutsuz, yazın memleketine döndüğü için mutlu olması ile açıklamıştı.
  3. Hastalığı kabullenmeme: Özellikle mani döneminde kişi rahatsızlığını kabul etmediği için tedaviye başvurmaz. Şiddetli olgularda dikkat çekecek kadar davranış anormallikleri görülse bile, kişi bunun bir rahatsızlıktan kaynaklandığının genellikle farkında değildir. Bir hasta öfke nöbetlerini ve iş arkadaşlarıyla çatışmalarını zekâ ve başarısını kıskananlara yüklüyor ve aile de bu açıklamayı inandırıcı bulduğunu söylüyordu.
  4. Mani ataklarının farkında olmama: Depresyon dönemlerinde tedaviye başvurma oranları daha yüksektir ancak bu başvurularda da daha önce geçirilmiş mani ataklarından söz edilmez. Hâlbuki depresyon, manik dönem öyküsü olup olmamasına göre farklı şekilde gruplandırılır ve farklı yöntemlerle tedavi edilir.
  5. Bozukluğun doğasından kaynaklanan tanı sorunları: Bipolar bozukluk bazen sanıldığından karışık bir durumdur. Mani ve depresyon dönemleri düzenli aralarla gelmeyebilir. Ne zaman başlayacağı ve ne kadar süreceği belli değildir. Yıllarca normal dönemlerde kalınabileceği gibi, sabahtan akşama değişebilen olgular vardır. Hele hele hem mani hem de depresyon belirtilerinin aynı anda birlikte görülebilme olasılığı, durumu daha da karışık hale getirmektedir. Bu nedenle ancak hastayı bir süreç içerisinde değerlendirdikten sonra doğru tanı konulabilir. Bu karışıklık klinisyenler arasında da farklı görüşler çıkmasına neden olabilir. Kendisinde bipolar bozukluk olabileceğinden şüphelendiğimi ilettiğim bir hastam, benden sonra birkaç doktora daha giderek rahatlayabildiğini; diğer doktorların bu tanıyı koymadıklarını söylemişti.
  6. Kendi kendine tedavi çabaları: Bipolar bozuklukta kendi kendine tedavi etme çabaları sıktır. Bu uygun tedaviyi geciktirdiği gibi, doğru tanıyı da zorlaştırır. Bir hastam işine olan 25 kilometrelik yolu bisikletle gidip geldiğini ve ayrıca öğle arası 1 saat koştuğunu sporun kendisine iyi geldiğini belirtiyordu. Bu hasta artmış olan enerjisini görece doğru bir uğraşa yönlendirmiş gibi ancak her hastada durum bu kadar olumlu değildir. Alkol alarak sakinleşebildiğini ve uyuyabildiğini belirten, kendi başına antidepresan kullanan ve tüm gelirini bitkisel ilaçlara harcayarak rahatlamaya çalışan hasta örneklerinde olduğu gibi…
  7. Eş hastalık durumları: Psikiyatrik bozukluklar nadiren tek bir bozukluk olarak görülür. Genellikle iki ya da daha fazlası bir aradadır; panik bozukluğu+depresyon, bipolar bozukluk+obsesif kompulsif bozukluk gibi. Hasta genellikle kendine rahatsızlık veren yakınmaları dile getirir ve dikkatli bir araştırma yapılmazsa altta yatan esas neden gözden kaçırılabilir. Bipolar bozukluk hastalarında da bu tehlike bulunmaktadır. Estetik burun ameliyatı sonrasında ameliyattan mutlu olmadığı için yoğun depresif belirtiler gösteren, son bir aydır hemen her gün ameliyatı yapan doktora yeniden muayene olduğu halde ikna edilemeyen ve bu nedenle gördüğü psikiyatrik tedavilerden de hiç yarar görmeyen bir hastada aynı zamanda bipolar bozukluk olduğu tespit edilip uygun tedavi verilince, bir ay içerisinde önemli gelişmeler görülmüş ve hasta normal yaşamına dönmüştü.

Kişinin ya da ailenin tanı koyması doğru değildir. Özellikle, ailenin “bipolar bozukluk değil” şeklinde tanı konması sık karşılaşılan tehlikeli bir durumdur. Bipolar bozuklukta doğru tanı ancak psikiyatrist tarafından konabilir. Şüphesiz psikiyatrist, aile ve hasta arasında yakın bir işbirliği olmalı ve doktor ailenin gözlem ve görüşlerini dikkate almalıdır. Psikiyatrist ile tanı konusunda çekişmeye girmek yerine, biraz sabırlı davranıp gelişmeleri izlemek daha doğru bir davranıştır. Aksi tutumlar tedavi için çok önemli olan doktor-hasta işbirliğinin bozulmasına ve uygun tedavinin gecikmesine neden olur.

Bipolar bozukluğun görülme sıklığı nedir?

Bipolar bozukluk yaklaşık olarak toplumun %1’ini etkilemektedir. Bir rahatsızlık olup olmadığı konusunda psikiyatristler arasında tam bir uzlaşı olmasa da, hafif formları da dikkate alındığında toplumda yaygınlığın %5’lere kadar çıktığı ileri sürülmektedir.

Bipolar bozukluk önemli bir rahatsızlık mıdır?

Bipolar bozukluk önemli sonuçları olan bir rahatsızlıktır. Bireysel huzuru bozmasının yanında; toplumsal, aile içi, kişiler arası ilişkilerin bozulmasına; iş veriminin düşmesine yol açabilir. İntihara neden olma potansiyeli en yüksek ruhsal bozukluklardan biridir.

Bipolar bozukluk tedavisi ve karşılaşılan güçlükler nelerdir?

Şiddetli olgularda genelde tanı kolaydır ve tedavi de aşağı yukarı bellidir. Hafif olgularda tedavi hastadan hastaya farklılık gösterir ve yakın izlem gerektirir. Tüm olgularda en önemli husus, güven duyulan bir merkez ya da psikiyatristin kontrolünde olmaktır. Sık sık doktor değiştirmek ya da rahatsızlığı kendi başına tedavi etmeye çalışmak yanlıştır.

  1. HASTANE TEDAVİSİ: Ağır davranış bozuklukları gösteren ve tedaviyi kabul etmeyen hastalarda gerekli olabilir. Ancak, hastane tedavisi sonrasında düzenli kontrollere gidilmeli, ilaç kullanımı, gerekli laboratuvar incelemelerin yapılması gibi konulara dikkat edilmelidir.
  2. İLAÇ TEDAVİSİ: İlaç kullanmadan tedavi neredeyse olanaksızdır.
  3. UYGUN DOZ ve UYGUN SÜRE: Bipolar bozuklukta ilaç tedavisinin sonuçları ancak bir süre sonra ortaya çıkmaktadır. Yüksek doz ve uzun süre ilaç kullanılsa tüm hastalar iyileşebilir ama ne yazık ki kullanılan ilaçların yan etkileri vardır ve her hastada yeterli ilaç kullanmak mümkün olmayabilir. Bipolar bozukluğun ilaçla tedavisinin önemli incelikleri vardır. Etki ve yan etki dengesini gözeterek olumlu sonuçlara ulaşmak ustalık gerektirir ve ancak hasta, aile ve doktor arasındaki yakın işbirliği ile iyi sonuçlar alınabilir.
  4. TEKRARLARIN ÖNLENMESİ: Bozukluk doğası gereği tekrar eder. Bu nedenle iyileşme olsa bile tekrarı engellemek için ilaç kullanmaya devam etmek gerekmektedir. Bu bazen yıllar boyunca sürebilir.
  5. İLAÇ DIŞI TEDAVİLER: İlaç kullanımı yanında aile bilgilendirilmeli ve tedaviye katılmalıdır. Hasta ve aile bozukluğun doğası ve tekrarlar konusunda bilinçlendirilmelidir. Kişilerarası ve aile içi ilişkiler, günlük yaşamın düzenlenmesi gibi konulara odaklanılmalıdır. Hastanın başa çıkma yetilerinin geliştirilmesine yönelik eğitimler uygulanmalıdır.
  6. ÖNYARGILAR: Toplumumuzda psikiyatrik konularda görüş bildirmek çok yaygın ve olağandır. Yakın çevre ve bilgili-bilgisiz herkes tedaviyi yönlendirme hevesindedir. Bu yönlendirmeler de genellikle ilaç kullanmayı bırakma yönündedir. Unvan ve tahsili muteber birçok kişinin, psikiyatri dışı birçok doktorun bu yönde tavsiyelerine binlerce kez şahit olmuşumdur. Her ruhsal bozuklukta bu zararlıdır ancak bipolar bozukluğu olanlar bu durumdan en büyük zararı görenlerdir. Tedavi alternatifi olarak sunulan tek öneri de genellikle “sen güçlüsün, ilaçsız bu işi halledersin” den başka bir şey değildir. Hastalar ve aile bundan kolayca etkilenir ve ilaç bırakılır. İlacın bırakılmasıyla olumsuz bir şey olmadığını gören hasta da, aile de, önerici de memnundur. Ancak bir süre sonra ne yazık ki rahatsızlık daha da şiddetlenerek tekrar eder. İlaç bırakmayı önerenler bundan haberdar olmazlar ve muhtemelen bu zararlı düşüncelerini yaymaya devam ederler. Rahatsızlık tekrarlarsa mutlaka önericileri de bilgilendirmek bu rahatsızlıktan etkilenen diğer kişiler ve toplum sağlığı açısından önemlidir.

Tedaviyi kabul etmeyen bipolar hastalar nasıl ikna edilir?

Özellikle mani döneminde hastaları tedaviye ikna etmek güçtür. Manik dönemde hasta mutlu ama çevresi rahatsızdır. Çok konuşan, çok harcayan, her şeyi bilen, çabuk sinirlenen hasta çevresini rahatsız eder. Kendini güçlü hissettiğinden, istemediği durumlar karşısında kolayca hiddetlenir ve hatta şiddet eğilimleri gösterebilir.

Tedavi önerileri genellikle tartışmalı anlarda gündeme getirildiğinden hastada tedaviye karşı giderek şiddetlenen bir direnç geliştirir. Tartışma havasında geçen tedavi önerileri genellikle işe yaramaz. Hastanın ruhsal durumu değişkenlik gösterdiğinden, görece sakin olduğu dönemler tedaviye ikna için en uygun zaman dilimleridir.

  1. Manik dönemin uykusuzluk, çabuk sinirlenme, konuşmada artış, hastada bir şeylerin değişmesi gibi erken belirtileri konusunda dikkatli olunması ve gecikmeden psikiyatriste başvurulması en etkili yaklaşımdır.
  2. Hastanın tedaviyi neden istemediği anlamaya çalışılmalıdır. Belirttiği çekinceler dikkate alınmalı, bu konularda hep destek olunacağı söylenerek hastanın güveni kazanılmalıdır.
  3. Hasta tehdit edilmemeli, hastaya asla yalan söylenmemeli, yerine getirilemeyecek sözler ve tavizler verilmemelidir.
  4. Öfkesine aynı şekilde karşılık verilmemeli, sabır ve tutarlı bir şekilde iknaya çalışılmalıdır.
  5. Tedaviye ikna etmeye çalışanlar arasındaki görüş ayrılığı, bilinçsiz acıma duyguları, erteleme girişimleri ya da tedavi konusundaki olumsuz görüşler hastanın kararsızlığını artırabilir. Sakin, nazik, insancıl, güven verici ve kararlı davranmak daha faydalı olacaktır.
  6. Hastaya “Şu gün, şu saatte, şu doktora gideceğiz. Bizler de yanında olacağız.” gibi somut öneriler sunularak hastanın güveni kazanılmaya çalışılmalıdır. Şüphesiz, hastanın farklı isteklerini de dikkate almak ve uygulanabilir olanlara uyum sağlamak yararlı olabilir.
  7. Tüm gayretlere rağmen başarısız olunabileceği unutulmamalıdır. Uygun zamanlarda aynı çaba tekrar edilebilir. Hastanın güven duyduğu farklı kişilerin yardımı istenebilir. Ne yazık ki bazı hastaların tedaviye ikna edilmesinin kolay bir yolu henüz bulunamamıştır. Hastayı ikna etmek için yapılabilecekler hastadan hastaya, kültürden kültüre fazlasıyla değişkenlik göstermektedir.
  8. Tedaviye ikna etmek olumlu bir adımdır ancak rahatlığa kapılmamak gerekir. Doktor mucizeler yaratamayacaktır. Muayene sonrasında da hastanın ilaç almaya ikna edilmesi, kontrollere götürülmesi, olası yan etkilerle mücadele gibi hususlarda hastayla yakın işbirliği içinde olmak gerekecektir.

Depresyon dönemlerinde tedaviye başvuru genellikle sorun değildir. Hasta mutsuzdur ama sakin olduğu için bu durumu olumlu karşılanır. Bu kez de çevre “iyisin” diyerek tedavi engelleyebilir. Hâlbuki iyilik ve depresyon dönemleri iyi bir hasta-hekim ilişkisi oluşturulması için önemli birer fırsattır. Bu ilişki kötü dönemlerdeki uygun tedavi olasılığına olumlu katkı sağlar.

Tedaviye ikna olmayan hastalarda gizlice ilaç kullanılabilir mi?

         Kuramsal olarak, bu doğru ve önerilen bir yaklaşım değildir. İyilik maksadıyla da olsa, ortaya çıktığında çok daha olumsuz sonuçlara yol açabileceğinden savunulabilecek bir yöntem olamaz. Bununla birlikte, pratikte mecbur kalınan durumlar olduğu da bir gerçektir. 70 yaşlarında, emekli, erkek, 120 kilo civarında, hipertansiyon, diyabet gibi kronik hastalıkları olan, Türkiye dışında yaşayan bir hasta ailesi tarafından getirilmişti. Hasta kendisini tecrübeli, bilgili ve enerjik hissettiğini; çalışarak ülkesine yararlı büyük projeler geliştirmek istediğini; ancak iş bulamadığı için biraz üzgün olmak dışında hiçbir yakınması olmadığını; iş bulunca düzeleceğini ifade ediyordu. Bu girişimlerine tepki gösteren ailesine kızgınlığını açıkça ortaya koyuyor ve onları ikna etmemi istiyordu. Aile, hastanın gece ikide yatıp, sabah beşte kalktığını, erkenden evden çıkıp spor yaptığını, sonra iş aramak için tüm şehri dolaştığını ifade ediyordu. Kalp ve diyabet ilaçlarını düzenli kullanmadığını, bana bir şey olmaz diyerek diyet yapmadığını, hastaya gizlice ilaç vermek dışında bir çözüm bulamadıklarını ancak bunun da çare olmadığını belirtiyorlardı. Gizlice uyguladıkları ilaç, ilacın dozu, uygulama şekli, saati konusunda düzenlemeler yapıldı. Zamanla hastada belirgin iyileşme gözlendi.

 

Bipolar bozuklukta hangi ilaçlar kullanılır?

         Tedavide en çok duygudurum düzenleyiciler ve antipsikotikler kullanılır. Benzodiazepin grubu ilaçlardan ve antidepresanlardan da yararlanılabilir. Bazı olgularda ilaçların birlikte kullanılması gerekebilir.

Bipolar bozukluğun ilaçla tedavisinde önemli incelikler vardır. Bir dönemde yararlı olabilen ilaç diğer dönemde zararlı olabilir. Aktif dönemde yararlı olan ilaç, iyileşince çok fazla yan etkiye neden olabilir. Ani doz ve ilaç değişmeleri hastalığı tetikleyebilir. Her şey yolunda gitse bile düzenli aralıklarla kontrole gidilmelidir. Zaman zaman laboratuvar tetkikleri de yaptırılarak ilaçların etki ve yan etkilerinin düzenli izlenmesi gerekmektedir.

Bipolar bozuklukta bitkisel ilaçlar kullanılabilir mi?

Doktorların bitkisel ilaçlara karşı olmaları diye bir durum söz konusu değildir. Bilim, hastalıkların tedavisinde etkili olma olasılığı bulunan her yöntemi incelemekte ve yararlı bulunanları pratik kullanıma sunmakta, doktorlar da uygulamaktadır. Bilimin karşı olduğu şey, yararlı olduğu iddia edilen geleneksel tedavilerin bilimsel yöntemlerle kanıtlanma çabası gösterilmeksizin doğru kabul edilmesidir.

Bipolar bozukluk tedavisinde etkili olduğu bilimsel yöntemlerle kanıtlanmış bitkisel bir ilaç yoktur. Bu tür bir ilaç kullanılıyorsa da mutlaka doktorunuzu bu konudan haberdar etmelisiniz. Çünkü bitkisel ilaçların da yan etkileri vardır, hatta kullanılan ilaçlarla etkileşime girerek zararlı olmaları bile mümkündür.

Bipolar bozuklukta İlaç kullanılsa bile rahatsızlık tekrar edebilir mi?

Bazı hastalarda ilaç kullanılsa bile rahatsızlık tekrarlayabilir. Ancak bu tekrarlar genellikle hafif şiddette ve kısa süreli olur. Bu durumda kullanılan ilacın dozunun yeniden ayarlanması, farklı bir ilaca geçilmesi ya da ikinci-üçüncü bir ilacın tedaviye eklenmesi gerekebilir.

Bipolar bozuklukta Elektrokonvulsif Tedavi (EKT) yararlı mıdır?

Yararlıdır. İlaçlarla yarar sağlanamayan ya da çabuk sonuç alınması gereken ağır olgularda EKT tercih edilebilir. Tedavi edici etkisi olmasına karşın, koruyucu etkisi tartışmalıdır. EKT ile iyileşme olsa bile, tekrarların önlenmesi için ilaç kullanmak gerekir.

Bipolar bozukluğu olan evlenebilir mi, çocuk sahibi olabilir mi?

Bipolar bozukluğu olanlarda genetik bir geçiş olduğundan söz edilebilir. Ancak bozukluğun tek nedeni olarak genetik etkenler suçlanamaz. Bipolar bozukluk tanısı alanların evlenme ya da çocuk sahibi olmalarına engel bir durum yoktur. Çocuklarında risk toplum normallerinin üzerinde olabilir ancak yine de sağlıklı olma olasılığı çok daha yüksektir. Çocuk sahibi olmama kararını sadece bu tanıyı almış olmaya bağlamak yanlıştır. Rahatsızlığın şiddeti, tedaviye cevabı, neden olduğu yeti yitimi gibi birçok etken göz önünde bulundurularak ve psikiyatrist ile konuyu tartışarak karar vermek en iyisidir.

Bipolar bozuklukta tedavi ömür boyu mu sürer?

Bipolar bozukluk yineleyici bir rahatsızlıktır ancak hastadan hastaya büyük farklılıklar gösterir. Dolayısıyla, bu tanıyı almış olmak ömür boyu ilaç kullanılacağı anlamına gelmez. Belirtilerin sıklığı, şiddeti, hastanın ilaca tepkisi, yaşı, mesleği, hastalıkta yineleme olup olmaması, hastada başka tıbbi hastalıkların da olması gibi birçok etkene bağlı olarak ilaç kullanma süreleri çok değişebilir. Önemli olan kendi başına tedaviye ara vermemesi ve düzenli kontrol altında bulunmasıdır. İlaç bırakma fırsatını en iyi değerlendirecek olan psikiyatristtir.

Olgu Örnekleri

Olgu 1: 35 yaşında, kadın, evli, stresli bir işi olduğundan söz ediyor. İntihar girişimi nedeniyle hastanede yatarak tedavi gördüğünü, ilaçlarını kullanması ve kontrollere gelmesi önerisiyle taburcu edildiğini ancak mutsuzluğunun geçmediğini, çabuk sinirlendiğini, uyuyamadığını ifade ediyor.

10 yıl kadar önce bir yakınını kaybettikten sonra gelişen mutsuzluk döneminde bir arkadaş önerisiyle antidepresan ilaç kullanmaya başladığını ve bir müddet sonra kendisini çok iyi hissettiğini ve ilacı bıraktığını belirtiyor. İşinde çok başarılı olduğunu ve çok para kazandığını, birçok mülk edindiğini, geniş bir arkadaş çevresi olduğunu belirten hasta zaman zaman şiddetli iç sıkıntıları yaşadığını, uyuyamadığını ve bu dönemlerde alkol kullanarak rahatladığını belirtiyor. Giderek alkol kullanımını artırdığını belirten hasta, iş stresinin zamanla dayanılmaz noktalara geldiğini, riskli yatırımları nedeniyle maddi kayıplar yaşadığını, birçok kişi tarafından dolandırıldığını, 10 yıllık süre içerisinde birçok kez intihar girişiminde bulunduğunu, defalarca hastanede yararak tedavi gördüğünü birçok psikiyatrik ilaç kullandığını ifade ediyor. Yoğun tedavilere rağmen rahatlayamadığı için son umut olarak tedaviye başvurduğu söylüyor.

Hastanın öyküsü ayrıntılı sorgulandığında, ilk antidepresan kullanımından sonra özgüven duygusunda aşırılık, enerjik olma gibi belirtiler dikkat çekiyordu. Sürekli çalıştığı, birçok yeni insan ile tanıştığı, riskli yatırımlara giriştiği anlaşılıyordu. Bu dönemde çok para kazandığı ve bu durumun işlevselliğini artırıyor gibi görüldüğü için ne kendisi ne de çevresi bir anormallik olduğunu aklına getirmişti. Çok çalışması ve yorulmasına rağmen uyuyamamasını da alkol alarak yoluna koyduğunu düşünüyordu. Çabuk sinirleniyor olmasını, herkesi ve her şeyi yönetmesi ve iş stresi ile açıkladığı anlaşılıyordu. Yaşamında küçük bir terslik sonucu intihar girişimde bulunması herkesi şaşırtmıştı. Daha sonraki yıllarda zaman zaman yine enerjik dönemleri olmuş, bunun tam tersi mutsuz dönemleri de yaşamıştı. Bu arada alkol tüketimi sürekli artmış, birçok kez hastane tedavisi görmüş olsa da, hiçbir zaman tedavinin gereklerine tam olarak uymamıştı. Genelde mutsuz dönemlerinde tedaviye başvurmuş ya da kendi başına ilaçlar kullanmıştı. Birçok riskli işe girişmiş, yeteri kadar tanımadığı insanların sözlerine inanıp ortaklıklar kurmuş ve ciddi derecede borçlanmıştı.

Hastada bipolar bozukluk olduğu düşünüldü, gerekli tıbbi tetkikler yaptırılarak uygun duygudurum düzenleyici ilaçlar başlandı. Düzenli aralıklarla kontrollerine geldi, önerilen ilaçları düzenli kullandı. Buna rağmen duygudurumundaki dalgalanmalar devam edince, doz ayarlaması yapıldı, tedaviye yeni ilaçlar eklendi. Bir yılın sonunda eskiye oranla daha düzenli ve daha az iniş çıkışlı bir yaşamı olduğunu ifade etti. Dönemsel olarak alkol kullanımı ve duygudurumdaki dalgalanmalar devam etse de 4 yılın sonunda hastada hiç intihar girişimi olmadı, hastane tedavisi gerekmedi.

Ayrıntılarına çok girmek istemediğim bu hasta tedaviye yanıt verme olasılığı düşük grupta yer alıyordu. Ayrıca rahatsızlığı yıllar öncesine dayanan, hastalık dönemlerinin sık tekrar ettiği, çeşitli nedenlerle uygun tedavi görmemiş, madde kullanan ve sosyal bakımdan desteği bulunmayan bir hastaydı. Buna rağmen tedavinin gereklerine olabildiğince uymaya çalıştı, tam iyilik olmasa da, daha düzenli ve daha az acı veren bir sürece girdi.

Olgu 2: 40 yaşında, kadın, üniversite mezunu, evli, çalışıyor. Kendine güven duygusunda azalma, iş ortamında aşırı kaygı, yaşamdan zevk almama, son zamanlarda uyuyamama yakınmaları ile başvurdu. Depresif yakınmalarının ilk kez 20 yıl kadar önce başladığını, değişik doktorlar tarafından tedavi edildiğini, ilaçlarını kullandığı zamanlarda iyileştiğini belirtiyordu. Son 10 yıldır duygudurum düzenleyici bir ilaç kullandığını belirten hasta, bu tedaviye rağmen zaman zaman depresif dönemlerinin olduğunu, iyileşeceğine inanmadığı için doktora başvurmaktan da kaçındığını ancak artık dayanamadığını ifade ediyordu.

Tekrarlayan depresyon atakları dışında bir anormallik tanımlamıyordu. Kullandığı duygudurum düzenleyici ilacın yan etkilerine ve depresyonun olası tıbbi nedenlerine yönelik tetkikler normaldi. Tedavisine antidepresan eklendi ve bir süre sonra daha iyi hissettiğini ifade etti. 6 ayın sonunda, öyküsü yeniden sorgulandı ve yaklaşık 10 yıldır kullandığı duygudurum düzenleyici ilacının kesilmesinin uygun olacağı kararına varıldı. Tedavi azaltılarak sonlandırıldı, hasta daha iyi hissettiğini, iş başarısının yükseldiğini, yıllardan beri olmadığı kadar mutlu ve başarılı olduğunu ifade etti.

1 yıl kadar sonra, enerji artışı, neşe hali, çok konuşma, çok para harcama, uyku ihtiyacında azalma yakınmaları ile ailesi tarafından getirildi. Yıllar önce de böyle bir atak yaşadığını ve hastanede yatarak tedavi gördüğünü, bu atağını bilerek benden gizlediğini, çünkü bu dönemlerde kendisini çok iyi hissettiğini belirtti. Antidepresan tedavi kesildi ve uygun ilaçlar başlandı. Hastayı yeniden normal hale getirmek için aylarca uğraşmak gerekti.

Bipolar olguların mani dönemlerindeki mutluluğa olan özlemleri sık karşılaşılan bir durumdur. Ne yazık ki yıllar öncesindeki bir atağı bilme şansım yoktu. Hasta bipolar bozukluk olduğu halde, bana kendisini sadece depresyon olarak tanıtmıştı. Aramızda oluşan olumlu hasta hekim ilişkisinin de katkısıyla, mani belirtileri ortaya çıksa da ailesi tedaviye ikna edebilmişti. Bipolar bozuklukta bir kurum ya da doktorun kontrolünde olmanın ve ailenin tedaviye katılmasının önemini hatırlatan bir olgu.

Mart 2014

Ana Menü / Başa Dön


Yorumlar - Yorum Yaz